=>HUAJ Yergun
 

26.03.2009

KALPAK

 

Seçimler yaklaşırken  oy peşinde koşanlar, adet gereği kapı kapı

dolaşırlar. Bol bol vaadler, az az hediyeler, herkes aşina bu gibi hadi-

selere. Avrupa'da böyle bir gelenek yoksada.

 

Türkiye'deki bazı Dernekleri  ziyaret ettiklerini değişik yayın ve

sitelerden öğreniyoruz. Neler konuşulduğunu içerik olarak tam bile-

miyoruz.Ançak tek tük bazı şeyler de gözden kaçmıyor. '' Herkes

kendi kanaatine göre oyunu kulların, bu demokrasi haktır'' gibi.

 

Çerkesler halk olarak bugüne kadar gözardı edilmişlerse, hep

kaybedenler olmuşlarsa, ki öyledır, politik olmamalarından kaynak-

lanmaktadır.

 

Eğer sizler, yok edilen bir halkın adına dernekler, federasyonlar

oluşturmuşsanız,politik olmaya ve politik göruşe sahip olmalısınız.

Aksi halde sizler halkınıza doğruyu anlatamadığınız gibi, varsa amaç-

larınız ulaşmanızda olası değildir.

 

Federasyon veya dernekler,yok edilen bir halkın temsilçiliğine so-

yunmuşlarsa, halkına, oylarını vereçekleri partileri net olarak söyleye-

bilmelidir. Aynı şekilde patiler ile ilkeleri doğrultusunda taleplerde bu-

lunmalıdır. Yedi milyon Çerkes potansiyeli bunu gerektirmezmi?

 

Bir örnekte vermek isterim; Şwanatze Dışişler Bakanı iken USA ya

gittiğinde Ermeni Derneklerini ziyaret etmesi, bilenler açısından anlam-

lı olmalı. Aynı şekilde USA daki etkileri örnek olamazmı?

 

Kendinize Hak saydığınız neise, almalısınız, emek vermelisiniz,hiç

bir şey zamana terk edilmemeli, emek verilmemişse zaman en acıma-

sızca cezaladırır, tarihtende siler.

 

TRT. Şeş  hibe değil, zorlamanın netiçesi. O aralanan kapı aralığın-

dan '' BİZLER' DE İSTERİZ'' denmemesi saflık olurdu.Emeğe saygı an-

lamında en azından, karşı olanlara yanıt verilmeliydi.

 

Bu bağlamda '' Halkın vergileriyle kurulmuş TRT nin Kürtçe yayın

yapması doğru değil, diğer halklarda, yani Çerkesler, Lazlar, Abazalar,

Arnavutlar aynı şeyleri isterlerse, ne yapacaksın. bu yanlış, ulusumuzun

yapısını bozar'' diyen Deniz Baykal'a yanıt verilmemesi anlaşılır gibi de-

ğil.

 

Bu ülke için ölmüşsek, bu ülkeye vergimizi veriyorsak, Devletin her

kurumundan yararlanmalıyım, onun için devlet vardır.Sarıkamışta ölen

Çerkeslerin ağıtını TRT de dinlemek en doğal hakkımızdır.

 

Bir başka örnek; Almancılar diye adlandırılanlar iyi

bilirler.Almanya'daki

hastanelere türkçe isimler yazılı listeler verilmişti, bu listelerde ki

isimler

dışında çocuğunuza isim vermeniz mümkün değildi.Ya Konsolosluktan belge

veya hastahane 'de engeli aşabilmişseniz Konsoloslukta yine başiniz derte

olurdu. O dönemlerde Konsolos olan Onur Öymen bunları nasıl acıklar. Me-

rak ediyorum.

 

Tüm olumsuzluklar susmanın, istememenin,görememenin,ilkesizliğin,

adam sende zihniyetin, politikaya kör bakmanın eseri.

 

    Nazım Hikmet'in dizileri daha net söyler;

   .......

    Koyun gibisin kardeşim

    gocuklu Celep kaldırınca sopasını,

    sürüye katılı verirsin.

    ......

    Ve bu dünyada, bu zülum

    senin sayende ,.... Kabahatin çoğu senin..

 

    Yandaş suçlular belki bu dizilerle gafletten uyanırlar.Kim bilir.!

 

Çerkesler'de *Kalpak *önemli, anlam içerikli giyilir. Birilerine hak

ettiği için

verilirken, birilerine de  laf olsun tarzı vermenin mantığını anlamak güç.

 

Dernekleri ziyaret edenleri hem eğlendirdiler, hem ağırladılar hemde he-

diyeler sundular. Neymiş?! misafir perverlikmiş.Bu toplum tarih boyu bizleri

çok iyi tanır, saraylardan tutunda aklınıza gelebileçek yerlere kadar.

 

Sorunları içeren hiç bir dosya sunulmadı, sunulsaydı şaşardım zaten.

 

Merakta etmiyor değilim, verilen  „Kalpaklar“ acaba hangisi,

  

   „ENVERİMİ“  yoksa  „KEMALİMİ“ ?

 

  Huaj Yergun





08.03.2009

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ


     Dünya kadınlar gününde çoğu ülkelerde olduğu gibi  Türkiye'de de
etkinlikler, yürüyüşler yapıldı. Her zamanki gibi  '' 8 Mart'ın '' tarihi olu-
şumu belirtilir, önemi anlamında  eşitlik, hak, eşit emeğe eşit üçret ve
kadının anasal kutsallığı gibi konuların altı çizilerek vurgulanır.

     Hiç kimse eşitliği yadsındığını sanmıyorum. İnsanın ilk öğrenmesi
gereken kavramlardan biridir, olmalıdırda. İçi doldurulduğunda gelişmiş-
liğin, çağdaşlığın kısacası insan olabilmenin zeminini sağlar.

     İnsanlarin yaşamında olmazsa olmazları ,tek günlere indirgenmesi
üzüçü, yavan ve anlaşılır değil.İstemezmisiniz '' Eşitlik'' sağlansın ve
8 Martlar etkinlikleriyle tarihe karışsın. Gelişmişlik bu değilmi?

     Her '' 8 Mart'' günü '' Çerkes Kadınları'' bugünün önemi anla-
mında, neresinde diye, sorgulamışımdır.

     EZEN VE EZİLEN

    '' Birincisi bağımsısdır ve temel doğası kendi için olmaktır.
İkincisi bağımlıdır ve özü başkası için yaşamak ve var olmaktır. Yani;
Efendi - kul '' der . '' Hegel''

     Ezen ve Ezilen halkların kadınlarının ortak paydaları vardır.Erkek
eğemenliğine karşı atılan sloganlar, eşit emeğe eşit ücret v.s. v.s.
Ancak burda el ele tutuşan, ''Ezen ve Ezilen Halkların Kadınları ''arasın-
da ki eşitsizlik, '' Eşitlik'' kavramının kutsallığını yok ediyor.'' Efendi-Kul''
tanımlaması. Ezilen Halkın Ezilen Kadını, yani iki katmer ezilen '' Çerkes
Kadını.''

    Nart Destanın'daki kahraman bilge kadın Setenayı, hep övünerek anla-
tırız, Laşin ile gururlanırız, haklıyızda. Övgü ile söz edilir Çerkes Kadınların-
dan.
     Asimile olmamışsak, bugün Anadilimizi konuşabiliyorsak, bu eser Ana-
larımızın eseri.

     Bugün gelinen nokta hiçte hoş değil, kadınlarımız ikinci sıralarda, kimi
zaman hiçte önemsenmez.Bu anlayış bizleri en hızlı asimile etmiş, geleçek-
te de dahada hızlandıracaktır.

    Ezilen halkların mucadelesinde ''Kadın - Erkek'' eşitliği sağlanarak ançak
hedefe ulaşılır. Bu bağlamda kadınlarmızın dernekler'de aktif görevler üstlen-
meleri gerekliliğini savunuyorum.

    İki katmer ezilen '' Çerkes Kadınların''  ''Dünya Kadınlar Gününde''' eşit ola-
mamaları sizleri düşündürmez ve üzmezmi?

    Sadece  dünki tarihimiz'deki kadınlarımızla övünmek değil, geleçekde ki
tarih'te övgüyle anılacak kadınlarımızın olacağına inanıyorum.

   Bu inançla;

  ''DÜNYA ÇERKES KADINLAR  BİRLİĞİ''  oluşumu,

  '''8 Mart Dünya Kadınlar Gününe'' anlam katacaktır.

  Орэпсэу Бзылъфыгъэ Гуащэмэ ЯмэфэкI.

 
  Huaj  Yergun



02.02.2009
21 ŞUBAT

Birleşmiş Milletler eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Unesco,
yok olma tehlikesi altındaki dillerin olduğunu açıkladı.

Türkiye'deki yok olma tehlikesi karşısındaki onsekiz dil
arasında Çerkesce ve Abhazca da bulunmakta.
Aynı dil grubundan olan ubıhca yok edilen diller arasında.
1992 de Tevkif Esenc'ın ölümüyle zengin olan bir dil yok olmuş-
tur. Her nekadar inçeleme anlamında sesler kaydedildiysede
 kaybolan bir zenginliktir.

Paris'deki toplantıda; Dillerin yok olma tehdidinin '' Askeri''
 ikinçisinin ise, baskın dilinin eğemenliği altına girme isteğiyle
''psikolejik'' etkenlerden kaynaklandığı belirtiliyor.

Dili korumanın en iyi yolun ise eğitim politikaları uygula-
masının  yanı sıra bu dillerin konuşmak olduğu vurgulanmakta.
Unesco  müdür yardımcısı Riviere, ''İnsanlar kendi dillerini
konuşmaktan gurur duyması gerekir'' diyor.

Sizler '' Vatandaş türkçe konuş''  sloganı ile eğitilen bir
eğitimden geçmiş iseniz, helede kendi anadilinizi konuştu-
ğunuz için 'Karatahta' önünde tırnak uçlarınıza sopa ile vu-
rulmuşsa, gururunuz yara almış, yanınada ''Türkçeyi doğ-
ru yaz '' için şamar yemişseniz , gururunuz orada bitmiş,
her şeye boyun eğmeye sizleri hazırlamışlardır.

1930 yılın Adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt şöyle
diyorsa, ''..... dost da, duşman da dinlesin ki bu memle-
ketin efendisi Türktür, öz  türk olmayanların Türk vatanın-
da bir hakkı vardır, o da hizmetçi ve köle olmaktır.''

Bu sözler artık yerinizi ve görevinizi belirlemiştir.
'' Bu ülkede memur, amir oluyorsan '' daha ne istersin,
''Çerkesçe sana ekmekmi yediriyor'' sözlerini her gün
duyarsınız. Midelere amade olmuş iseniz , beyinlere ve
ürünlerine pek itibar edemezsiniz.

'' Hain'' damgasını tarihten silememiş, netleştireme-
diyseniz; durumdan vazife  çıkartırsınız. Muhbirliğe soyu-
nursunuz.

Karşınıza,'' Çerkesler de kimlikleri ile var olmalıdır''
Eşitlik,hak, adalet gibi   talebleri arka arkaya sıralıyan
birileri çıktığında; Muhbirlik görevini yerine getirirsiniz.

''  Anadlimizle okuyup, yazalım '' denildiğinde, resmi
makamlara,ihbar edersiniz.

'' Çerkes Kültür Derneği-Adıge xase'' adıyla dernekler
kurulurken,  birilerin  isimlerini ispiyonlarsiniz.

''Yaşasın Kenan Evren'' diyerek faşist harekete alkış tutar-
sınız.

''T.C de insan hakları olmalı '' denildiğin de, en demokratik
ülke dersiniz.


Bu zinçileri kıramamış iseniz, Riviere'nin sözlerini anlamak
olası değil.

Değerli yazarımız Hadeğadle Asker'in  Dilin önemini belirten
Şiirini 1984 te  Şıble'de yayımlamıştım, her halka yol göstermek-
te.

О  плъэпкъы бзэу 1улъыр, лъытэ.
Армырмэ,сыдэущтэу ар ш1у плъэгъун.
" Ц1ыфлъэпкъыр сэгъаш1о" о о1ок1э,
Сыдк1э ар сш1ошъы бгъэхъун.

нэу узып1угъэр икъоу гъэлъап1э.
Армымырмэ, ащ ыбзэ зэмыпэсыжьэу:
"Сяни, иц1эджэгъоу ти Родини
Сил1ап1эх; о1ок1э  пфэсымыдэн.

Нахь бзабэ ош1эмэ, ар баиныгъ,
Ц1ыфлъэпкъыбэмэ урягущы1эгъу.
Ау "сярэ ыбзэ, бзэ лые" п1оу
Зэхэсэмыгъэх, зысэмыгъэлъэгъу.

Sen halkının diline saygılı ol
Yoksa,sen onu nasıl seversin.
Halklara saygılıyım desen de,
Beni buna nasıl inandırırsın.

Seni büyüten anneni; yeterinçe say!
Yoksa, onun dilini beğenmiyerek,
Anne ile özdeşleşen vatanımız
''Kutsalımdır'' desen de kabullenmem.

Çok dilli isen, o bir zenginlik,
Halkların muhatabısın.
Fakat; '' Anadilim fazlalıktır'' diyorsan;
Bana duyurma, gözüme görünme.

Huaj Yergun




18.11.2008

                                         ЧЪЭПЫОГЪУ

                                           Xhuaj Yergun
 

En hareketli, en bereketli aylardan biridir Чъэпыогъу. (Ekim ayı).Tarihi
değeri de belleklerde... Yeniliklere imza atmasını sever, yol gösterir, örnek
olanları içinde barındırır. Savaşkandır adı üstünde...
Bu yıl da geleneği bozmadı, dolu dolu geçti Ekim ayı. Maykop'taki festival,
Amman'daki dil kurultayı ve Nalçik'teki kardiyologlar toplantısı.
Etkinliklere katılanlar, kimselere ihale olmadan kendi emeklerinin verilerini sergilediler.
Takdir etmemek elde değil. Saygıyla selamlıyor, varolun diyorum... 
 
Kardiyologların Nalçikta toplanmasının fikir babası Dr.Ihsan Saleh,
bir ilke imza atmış oldu. Gelecekteki ilklere örnek olur umarım. Kimbilirbilir! Diğer mesleklerden olanlar da bu düşüncelerle yatıp kalkıyordur belki...
 
Kişisel olarak ben çok yararlı ve önemli olduğuna inanıyorum böylesi etkinliklerin. Örneğin hukukcuların gerçekleştirebileçeği bir toplantı, sizce de yarar sağlamaz mı?
 
Hem '' İnsan hakları, Kültürel haklar, Hukukun üstünlüğü, Avrupa İnsan hakları
v.s'' gibi konularda, hukukcularımızın öncümüz olmaları gerekmez mi? Özellikle, Lozan
antlaşmasının imzalandığı masanın, TC'ne hediye edildiği şu günlerde. Bu olay Lozan antlaşmasındaki ustaca gizlenmiş maddeleri akla getirmez mi? Bu kadar süre susan
ve susmuş olan hukukculara ne demeli bilmem ki. Sayın Erhan Hapae'nin "Yamçı" da yayımlanan kısacık ama anlamı derin şiiri, sanırım kendi haklarından habersiz görünen hukukçularımızın, özellikle '' AKTİVİST AVUKAT'' bilinenlerin en özlü tanımı:

"bazan öyle durumlarla karşılaşır ki insan susarsa;
Yalan söylemiş olur şüphesiz.
koca bir asrı yalan söylemekle geçirdik
demek biz"

Kimileriniz de "Sağırmısın, körmüsün be kardeşim?" diyeceksinizdir.  Her gün Tv. larda
tartışmalarda, oturumlarda ; '' Biz de Çerkesler olarak bu ülkede varız '' diyen
hukukcuları duymuyor, görmüyor musun?" da diyebilirsiniz.

 
Dahası: '' Çerkesler Osmanlılara yük oldu, Çerkesler Osmanlı
döneminde önemli mevkilere geldiler, Cumhuriyet döneminde de...'' diyen
Aktivist Avukatı örnek gösterebilirsiniz.
 
Yine de ben;

Osmanlı döneminin, Viyana kapılarından başlıyarak, Arap toprakları
dahil olmak üzere, egemenliğine geçirdiği her karış toprağı kanı ile sulamış 
Çerkesler için, "Osmanlılara yük oldu'' diyen Avukatlara değil.
 
Ben;

Insan Haklarını savunamıyan, hukuksuzluğu, adaletsizliği; '' Her
mevkide yer aldık '' diyerek haklarımızı peşkeş çeken Avukatlara değil.
 
Ben;

'' Ya sev ya terk et''  faşist sloganına karşın susabilen  Avukatlara da değil.
 
Evrensel hukuku özümsemiş, adalet adına çelikleşmiş, insan hakları
olmasa olmazı olmuş, her türlü haksızlığa karşı koyabilecek, demokrasinin yüceliğine yücelik katabilecek...

Midesi ile değil beyni ile düşünebilen, benliği ile övünen, kimliğini inkar etmeyen, ettirmeyen, varolmayı ilke bilen.

''Çerkesi, Türkü, Kürdü Sarıkamış'ta, Çanakkale'de vurulmuş yanyana yatabildiğine göre, neden yanyana okulları olmasın"ı sorulayabilecek gerçek hukukçulara sesleniyorum. 

Özüne yabancılaşmış avukatlara değil...




9 MAYIS

ZAFER GÜNÜDÜR

 


Hitler faşizmi dünyadaki egemenliğini kurma hayalleri peşinde olması 2. Dünya savaşına yol açmıştır. Emperyalizmin en gerici, en saldırgan güçlerinin Alman ve Italyan faşizmi ile Japon militarizmin birlikte yürüttükleri savaş 20 milyonun üzerinde insanın hayatına mal oldu.

 

Dönemin Sovyet Halkı eşi görülmemiş fedakarlıklar göstererek Alman faşizmini yenmiş, Avrupa ve Asyada 13 ülkenin bağımzıslığını sağlamıştır.

 

1930 ların ortalarında Hitler Almanyasından kaynaklanan savaş tehlikesi karşısında Sovyetler. Ingiltereyi ve Fransayı işbirliği yapmaya çağırmış fakat Ingiltere ve Fransa işbirliğine yanaşmamişlardır.

 

Ingiltere ve Fransa'nın yöneticileri Hitler Almanyasına yatıştırma Politikası "Befriedungspolitik" uygulamış, bu Alman Faşitlerin Sovyetlere saldırma iştahlarını artırmıştır.

 

1933 te Romada Ingiltere, Fransa,Italya, Almanya arasindaki uyum işbirliği antlaşması, Alman ve Italyan Faşizmi arasındakı bir pazarlıktı.(Pakt of Accord and Coperation). Bu antlaşma aynı zamanda barış sever güçlerin çağrılarını gözardi etmiş, dünya barışına darbe hazırlamıştır.

 

1934 deki Polonya Baronları Sovyetlere karşı düşmanlığı kışkırtan İngilizler ve Fransızlar Alman faşizmine böylece yardım da bulunmuşlardır. Emperyalist gücünü kaybetmek istemiyen bu ülkeler 1. Dünya savaşı ve önceleri gibi yine Kafkaslarin nimetlerinden yararlanmak, Petrol yataklarını ele geçirebilmek için ihanetçileri örgütlemişlerdir.

 

Varşova'da 1929 dan beri yayımlanan Kafkasya Dağlıları (Gorzi Kavkaza), redaktörlüğünü Barasbiy Baytugan, Paris'deki sorumlusu Villa Malakof olduğu bu Derginin başını çekenler arasında idi. Zamanla "Şimali Kafkas" adı altında 1939 yılı sonuna kadar yayımlanmıştır.

 

Aynı tarzda Redaktörlüğünü Gaydar Bammat'ın yaptığı "Kavkaz" dergisi Pariste yayımı savaş dönemine kadar sürmüştür. Hepsinin ortak yanı antisovyet ve emperyalist işbirlikçi olmaları.

 

" ALLAH ÜSTÜMÜZDE - HİTLER BİZİMLE" parolası sağ ve sol üst köşelerde yazılı "GAZAVAT" gazetesi 1943 te Berlin'de yayimlanmaya başlar. Alman faşizmini öven bu Gazetenin redaktörü Manius Mansur idi. Böyle insanlık dışı bir yayının yazı kurulunda yer alanların ve onların destekcilerinin Kafkasya üzerindeki emellerinin deşifre edilerek, lanet edilmemeleri utanç verici. Hala bazı Kafkas adı ile kurulu derneklerde ve yayınlarında benzeri görüşlere raslanmakta. Bunların kimler nerelerde oldukları zamanla deşifre edilecektir. Ancak bilinen Ahmet Hazer Hizal'in "Kuzey Kafkasya" isimli kitabında yer alan "General Kiliç Girey" den övgü ile bahs edilmesi ve savaştan sonra Arjantine sığınan Alman faşitlerin yayın organı olan Yol (Der Weg) Dergisinin Kiliç Girey'den aynı tarzda övgü ile bahs edilmesi bir raslanti olamaz.

 

Yine aynı şekilde: 1942 de Alman orduları Şimali Kafkasyaya girdikleri zaman, Prens Kiliç Girey Bolşeviklere karşı çarpışmak için iki Lejyon teşkilatlandırdı. Biri Şimali Kafkas Gönüllü Lejyönü, diğeri ise Kafkasya Dağlıları Lejyönüdür.(Kafkas Mecmuası Ocak 1955).

 

Savaş sonrası Nazi Almanyasını tüm Dünya lanetlerken, Kafkas Mecmuasi mensuplarının; "Faşist Alman" orduları dememesi ürkütücüdür. O günki Derneklerin Yöneticileri (1950 den sonraki) görüşleri, miras olarakmı kaldı bilinmez ama aynı soyadlılar tarafından hala savunulur.

 

2. DUNYA SAVASINDA TÜRKIYENIN TUTUMU

 

22 Haziran 1941 günü Alman faşitlerin sovyet sınırlarını aşması Türkiyeyi rahatlattı, tarafsız göründü. 1 Kasim 1941 de İsmet İnönü TBMM açılış konuşmasında: ;Alman devletinin sayın reisi Hitlerin bana yazdığı hususu bir mektubta memleketimize karşı dostluğu göstermiştir."(Y.Kücük cilt 1)

 

18 Haziran 1941 Almanya'nın Büyükelçisi von Pappen ve Türk Dışişleri Bakanı Saraçoğlu tarafindan imzalanan karşılıklı güven antlaşması Alman faşizminin Sovyetlere saldırmasına olanak sağlamıştır.

 

23 Haziran sabahı Radyo ve Basın organları Alman ve Rus! savaşının başladığını yayınlarken,Alman-Türk dostluğundan bahs ediyor karşılıklı güven içinde hareket edeceklerini ve Göbbels'in propoganda araçlarınıda belirtiyordu.(Monatshefte für Aus- wärtige Politik Berlin 7/1941)

 

1940 da yasalardaki değişikliklerle Asker ve Polislere daha fazla yetki ve savaş bütçeside yükseltilmiştir. Alman sanayisine gerekli olan hammadde Macaristandan Afganistana kadar uzanan satıhta amaçlarını oluşturmaktaydı.

 

Alman Firmaları Türkiyedeki Sanayinin`nini kurmuş, yedek parça finansman gibi araçlarla kendilerine bağlı kılmışlardı (Orient Nachrichten 1939).

 

Fransa ve İngilterenin kışkırtması Türkiyeyi Sovyetlere karşı düşmanca bir tutum içine sokar.

 

Fransanın Ankara elçisi Massigli Parise göderdiği Raporda "Türk hükümet ve askeri çevrelerde gittikce daha fazla Kafkaslar ve Baküdeki Müslümanlar'dan bahs edildiğini" bildiriyordu.(G. Jaschke, Türkei in den Jahren 1935-1936)

 

Bu sıralarda Türkiye'nin Finlandiya elçisi Talas Ankara'ya cağrılır. Talas Sovyetlere karşı kesin tavır alınmasının zamanı geldiğini belirtiyordu.Bu görüş Maraşal Fevzi Çakmak ve Turancılar tarafından hararetle destekleniyordu. Bunlar ;" Savaşın uygarlık için yararlı ve gerekli olduğunu" vurguluyorlardi. Örneğin A. Kiliç: " Savaş medeniyetin en büyük hızlandırıcısı", Türk ırkcıların babası Nihal Atsız :" Türkler savaşcı Millettir, savaş Milletimiz için geçerlidir." görüşünü yayıyordu.

 

Türk Genel Kurmayının hazırladığı planlarda Süriye ve Iraktan geçerek Fransız ve Ingiliz birliklerin yardımıyla Türk Birliklerin Kafkasya'da harekete geçmesi ön görülüyordu. Sovyetlerin Petrol üretimini sağlayan Batum, Maykop ve Grozni gibi bölgelerin tahribi için Süriye'de üstlenmiş Ingiliz ve Fransız uçaklar Türkiyenin hava alanlarından yararlanmayı ön görüyordu.

 

İngiliz ve Fransızlar Sovyetlerin çöküşünü sağlamak, doğuyu ablukaya alarak Almanları yenilgiye uğratmak kendi emperyalist alanlarını genişletmekti. Türkiye'ye Kafkasya'nın bazı bölgeleri vaad ediliyor, Kafkaslar hareketinin karadaki bölümünü Türk Birlikleriyle yürütülmesi öngörülüyördu. Osmanlı dönemindeki paylaşım yine oynanıyordu. 1900 lerdeki İngilizlerin oyunları yine işbirlikcileri ile devredeydiler.

 

30 Eylül 1941 de Saraçoğlu , Alman Dışişleri Daire Baskan yardımcısı Claudius ile yaptığı görüşmede:"Alman orduların başarılarından duyduğu memnuniyeti belirtiyor; Cumhurbaşkanı Inönü:" Sovyetler Birliğine karşı girişilen Seferin başından bu yana Almanya'nın büyük askeri başarıları bizde, bu son baharda doğuda kesin askeri sonuclara gidileceği kanaatini güçlendirmiştir." (Potsdamm 68/664-Alman dis politika Dosyaları)

 

4 Mart 1941 de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Hitlerden aldığı mektubta:" 1. Dunya savaşındaki silah arkadaşlığını hatırlatıyor, Türkiyenin toprak kazanacağından söz ediliyor, Türkiyenin Yunan toprağı ile ödüllendirileceğini, Avrupada yeni düzenin oluşturulmasına katılmasını sağlıyacak garantilerde verileceğini" bildiriyordu.

Inönü yanıtında:" Eski silah kardeşliğini belirtiyor, yazışmaların ikili ilişkileri artıracağını" vurguluyordu. (Almanya dıs politikalari,D dizisi, c12, s202)

 

Hitler ordusunun Sovyetler'deki başarıları Ankara'da "Kafkaslar'daki ve Hazar Denizinin doğusundaki toprakları ele geçirme hayallerini yeniden canlandırmaya başladı. Saraçoğlu 30 Eylül'de von Papenle yaptığı görüşmede :"Türkiye'nın Sovyetlerin yıkılmasına çok önem verdiklerini" söyluyordu.(61/172no. Bel.)

 

Harb Akademisi Başkanı General Ali Fuad Erden ve emekli General Hüsnü Erkilet Raporlar'ında; Almanların yakın sürede başarı ile savaşı sonlandıracaklarını yazıyorlardı.

 

1941- 1942 yıllarında Saraçoğlu hükümeti faşist Alman hükümetine maddi ve stratejik askeri kolaylıklar sağlamıştır. Türkiye 1939 Montreux Boğazlar Antlaşmasını çiğneyerek, Alman savaş gemilerine geçişi sağladı. 9 Temmus 1941'de "Seefalke" savaş gemisi, Austos 1941 Italyan "Tarvisio", 1942 de "EMS" tipi 8, 5 Alman savaş gemisi Karadenize geçtiler. Sovyetlerin protestelerine yanıt vermeyen hükümet röl alabileceğinide bildiriyordu.(bel. 61/173)

 

Türkiye sovyetler sınırına asker yığması karşısında, Sovyetler Kafkasya'da ve Volga kıyılarında Hitler Ordusuna karşı savaşabilecek kuvetlerini Türk-Sovyet sınırına kaydırmış, 24 Temmuz 1942 deki Alman saldırısı kolaylıkla Rostok, Kuban bölgesi, Maykop Petrol alanlarını ele geçmesini sağlamıştır.

 

Saraçoğlunun bu tutumu ülkede Pantürkist akımların Alman faşitleriyle işbirliğini yoğunlaştırıyorlardı. Turancılardan başta olan Zeki Velidi Togan Almanya'dan Türkiye'ye dönerek subaylar, öğrenciler ve memurlar arasında örgütlemeyi yürütüyordu.

 

Hitler'in 16 Temmuz 1941 tarihli emriyle Alman Dışişleri Bakanlığına bağlı siyasi 7.Şube bünyesinde Rosenberg'in başkanlığında bir bölüm oluşturulur. Bu bölüm Alman faşist ordularla işbirlikcilik yapanlar ile müslüman bölgelerde calışmalar yürüteceklerdi. ( b 61)

 

Von Papen 5 Austos 1941 tarihli Raporunda Bakü petrol yatakları ile Azerbaycan'ın Türkiyeye bağlanmasında propoğanda yapmak için İstanbul'da komisyon kurulur.(b.61-167) Bu komisyonun başkanlığına İstanbul milletvekili Şükrü Yenibahçe, Nüri Paşa, Zeki Velidi Togan ve Kırım Tatarları "Göçmen Teşkilatı" temliscisi Ahmet Cafer de komisyon üyeliğine seçilir.(Potsdamm 61/174)

 

Ankara'da da bir şube kurulur, başına Leverkühn getirilir. Bu şubeler casusluk işlerini yürütecekler ve Alman Elçisi Von Papen'e direk bağlıydılar. (Potsdamm 379 nolu Belge)

 

O dönemde Türk subayların casus ve tercüman olarak gönderildiklerini Milliyetin 5 Ekim 1967 tarihli yayımında belgeli.

 

Sovyetler bu savaşta 20 milyonun üstünde insanını , 1700 den fazla Kent, 100 bin Köy ve 32 bin sanayi tesisini kaybetmiştir.

 

Çerkeslerin bu korkunc savaşta neler kaybettiğini aklıselim olanlar rahatca anlıyabilmekte. Detaylı anlatılması gerekmez, birliğin bir bölümüydü, savaşın acılarını yaşadılar, analar evlatlarına ağladılar, çocuklar babasız büyüdüler, kimileri Andirkoye Husen gibi "Cerkes yiyitleri faşistlere esir düşmez" diyerek son nefesine kadar savaştı. Bir örnektir Andirkoye,Ukranya halkının savaş kahramanı ilan edildi. O genç yaşdaki şaiir 22 sinde hayata gözlerini yumdu . Siirleri, Sevcenhable'deki Anıtı, adına yazılmış tiyatro hep belleklerde.

 

Şocenzug Aliy'i unutabileni düsünebilirmisiniz? Meşbaşe Ishakın çocukları ile yalnız kalan anaların dramını anlatan eseri okumuşsanız lanetliyeceğiniz kimse yokmu? Dönemin Sovyetlerini, bu günün Rusya Federasyonunu görenler; Anıtlardaki alt alta sıralanmış o isimleri okuduğunuzda neler düşündünüz? Vatanına ihanet eden Alman faşistlerle işbirliği yapanları lanetlemeyi düşünmedinizmi?

 

İşbirlikciler deşifre edilmeli, İdelerini referans gösterenler lanetlenmeli.

 

9 Mayıs anavatan'daki kardeşlerimizin zafer günü olarak kutlanırken, diyasporadaki Çerkeslerin bu günün sevincini birlikte paylaşmamaları düşündürücü. Oysa insanlık dışı faşizmi yenen yiğitlerin zaferi; onurdur, şereftir. 9 Mayisi tarihe maleden toprağa düşmüş yiğitler toprağınız bol olsun. Yiğit gaziler Zaferiniz kutlu olsun, Tarihi sizler yazdınız.

 

Huaj Yergun

erguen.huaj@web.de



18.02.08 PROGRAM`IN ARDINDAN

Çerkes ismi ile ilk Schwelm`de kurduğumuz derneğin bugünki yeri Wuppertal. Adı " Tscherkessischer Kulturverein e.V - Adige Kultur Xase "

 

Türkiye´den birinci nesil diye adlandırılan emekçi büyüklerimiz´den oluşmaktaydı. Isminden, yasalardan korktuklarından neler yaşadıklarımızı yazmak hiç içimden gelmez, yazmadımda. Ama zamanla ortama göre anlatmışımdır.

 

Hasoko Adil Muhamkari, Huaj Rüştü, Thuga Ismail gibi emeği inkar edilemiyecek büyüklerimizi rahmetle anmak hepimizin görevidir. Ruhları şad olsun. Bizlere maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Alman dostlarımıza birdaha teşekürlerimi sunuyorum.

 

Ilkeli, içerikli yapılanmanın yanı sıra, dil enstitüsü konumunada gelmişti. Ilk defa o çatı altında kendi dilimizde okuma yazmanın dişinda Nibjeg isimli bülten, Şıble (Dergi-Gazte), Gramer, Masal, Nart Destanlarından seçmeler. Kasetler, çevirmeler gibi çalısmaları sıralıyabiliriz.


Böyle geçmisi olan derneğimizin TV'da olacağını duyduğumda sevinmiştim. Güzel'de bir düsünce, elverdiğince olabilse bir değil onlarca....

 

Çogumuz belki programda çok şeylerin eksik olacağını düşünmüşüzdür. Olabildiğince; neden olmasın? gönül hep iyi olmasını ister, zaman, birliktelik, bilmek böylesi zamanlarda olmazsa olmazlarımızdan.

 

Eksikler zamanla giderilebilinir. Fakat telafisi mümkün olmayan bir şey var, o nedir. "SUÇ" hele bir halkın adınaysa .... Ben burade hepimizi suçlu buluyorum. Hata üstüne hata yapılırken, böyle bir şeyin olacagı bilinmeliydi.

 

Kitap Fuarı dolayısıyle, okuma akşamında cam devirir gibi "beyaz ırkın temsilcileri.........." dir diyen aynı kişi, Almanlar'ın dediğini duymamış olmalı. Bilenler bilir. Aynı söylem bu sefer TV. canlı yayınında. Bu kadarı çok fazla. Utandığımdan rengim değişti, kızardım, kızıl kalacağım. Beyaz da kendine saklasın beyazlığını.

 

Fetihci, isgalci, kolonyalist, sömürücü ülkelere karşı asırlar boyu savas veren bir halkın şöven, milliyetci olacağını düşünebilirmisiniz?! Ben düşünemiyorum. Çerkesler bildiğim kadarı ile kendisine reva görmediğini başkalarına reva görmez. Bu bağlamda söven söylemler kendi özü olamaz. Asırlık savaşlar Çerkeslerin vatan perver yani PATRIYOT oldugunu kanıtlar.

 

Türkiye diasporasındaki kimileri kendilerini şöven, milliyetçi aymazlığına kaptırmış, çarpık geliştirdiği kişilik ile Çerkes olmayı harmanlamaya kalkışarak elulaklıgı olu verdi. Ezberlerini bozamadıkları için şöven söylemlerini külah gibi kullanırlar.

 

Yakın tarihli bir örnek; "Abhazya abhazları ve.................."tir. Saçmalıgın nereden kopyalandıgını bilirsiniz, hele ki Hürriyet okuyucuları. Aynı renkler kirlenmiş beyazlar bunlar.

 

Abhaz Cumhurbaşkanının açıklamasını anlıyamamışlar. Abhazlar o kirli "şöven külahı " özlerine yakışmadıgını söylerken, sizlerde o söylemi lanetleseydiniz.

 

Şeyh Şamil: Adı üstünde ŞEYH. Bir Şeyh adına nasıl söven şiirler yazılır, okunur bunun aklı, mantığı, etik yanı varmı? Seyhlik nedir bilmezmisiniz?

 

Işgalciliği, ilhahcılığı red eden Şeyh Şamile başka halkların vatanlarını işgal etmesini nasıl yakıştırılabilinir. "Hazar'dan Viyana kapılarına" gibi. Sözleri içeren deli saçmasını nasıl Şeyh Şamile yakıştırdınız? Türk faşitlerin söylemlerine Şeyh Şamil'in ihtiyacı yoktur. Kahramanı kirletmeyin.

 

ADIGABZER YIGEREBZEBZAG

 

  Jancat Aykut`un dillendirdigi şarkılar hepimize bir moral verdi sanırım. TV Ekranından izlediğim cehrelerde yanılmadıgımı ispatlar gibi, hoş mu hoş, özlem, sevgi, hasret içerikli bunlar bizlere bir şeyler vermiş olmalı. Lal olmuş dillerimiz belki çözülecek, o şarkıdakı; " gökte iseniz de yer de iseniz de insanlık şarkısını birlikte haykıralım" dediği sözleri birlikte söyliyeceğimize inaniyorum. wepsew nibjeg.

 

 

 


Yemek tanıtımı iştahı kabarttı. Tatamadılar uzaktakiler, olsun

isimleri görüp Muşerref`in tarifini iyi anlamışlarsa denemeyi taysiye ederim.

"Yaşamak için yemeli , yemek için yaşamamalı" söylemi anlıyabildiğimizde doğru yolda olacağız.

 

Bu baglamda HEY MARJE.
Huaj Yergun


                                                                                                                                                             DİL

 
       Dil insanların  anlaşma aracı ve ses işaretleridir. Dil insanların düşencelerinden doğmuş
sonra düşüncelerin yaratıcısı olmuştur. Öğrenilen bilgiler dil yoluyla oluşur. Kısaca  dil  dü -
şünceyi, düşünce de dili geliştirir.Yani dil kullanımına göre anlam ve içerik kazanır.
       W. Humboldt deyişiyle; '' Dil; derlenmiş, toparlanmış son şekline  sokulmuş bir yapıt
değildir. İnsansal ve toplumsal yapıya bağlı bir süreçtir.'' Halkın bilinç ve sorumluluk düzeyi
o dilin süreklilik ve gelişmesini sağlar.
      Dil kültürü oluşturan, uluslaşmayı sağlayan en önemli ana unsurlardan biridir. Kültürün
içeriğini,niteliklerini kavrayabilmek için, dil bağlamlı anlamlar sistemini bilmek gerekmektedir.
      Yine W. Humboldt' a dönerek ; '' Bir ulusun dilinin incelenmesiyle onun kültürünün  ve
dünya görüşünün aydınlatabileceğini.'' dile getirmiştir. Aynı şekilde '' Dil kültürün aynası''
olarak tanımlayan K.Vossler, dilsis bir kültürün yaşıyamıyacağını öğretmektedir.
       Dilde toplumsal gereksinmelere göre sözçükler üretilir, dil zenginliği,gelişmesi ve kul-
lanım alanı genişler. Sözsel, yazımsal alanda olması da, dilin gelişmesinde, varlığını sürdü-
rebilmesinde, o dilin olmasa olmazıdır.
      '' farklı kültürlerin bir arada olması, o ülkenin zenginliği'' söylemi  doğrudur. Ancak kül-
türü yaşatacak asıl öğe olan dillerin yasaklanması, gelişmesinin sağlanmaması bu söylem-
le bağdaşır yanı olmadığı gibi evrensel değerlerden de yoksundur.
     İnsan hakları, demokrasi gibi değerlerden söz ederken, empati yapabilme özelliğini
kazanılmalıdır, ancak bu tarzda var olan değerler, zenginlikler korunabilinir ve yaşatılabilinir.
     Bizler Çerkesler olarak dilimizi yaşatabilmemiz için en doğal hakkımız olan devlet
güvencesinde olanaklarımız sağlanmalıdır.Osmanlı döneminden bu güne kadar her alanda
yerimizi alarak vadandaşlık görevimizi yerine getirmiş ve vadandaşı isek, en doğal hakkımız
olan kültürümüzü yaşatabileceğimiz dilimizi öğrenme ve geliştirme olanakları istemek ve
sahip olmak vatandaşlık hakkımızdır. '' Dilsiz ulus ölüdür.'' hepimizin ezberinde fakat kacı-
mızın gercek manada belleğinde?  Kerkesin kendisini sorgulaması gerekir. Söylemler
bizlere yol gösteriyor olmalı. Ve  Emile Cioran'ın  '' Biz bir ülkede yaşamıyoruz, ama bir
dilde yaşıyoruz'' söylemi ile kısadan hisse cıkaracağımızı düşünüyorum.
 
Huaj Yergun
 
  24193 Besucher