| Чlыщылэ / ЩlЫlШЫЛЭ 2010 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
GAZETELER - ZEITUNGEN |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
=>Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam |
|
| |
Prof. Dr. Meşfeşşu Necdet Hatam
Profesyonel olmayanlar, yazma işine belirli bir ara verdikten sonra yeniden
yazmaya niyetlendiklerinde, şu an benim kendime sorduğum soruyu
soruyorlardır sanırım:
Nerede kalmıştık?
Soruyu benim kadar kolay yanıtlayanların sayısı da çok olmasa gerek. Ben
yeniden başlarken hiç zorlanmadım. Çünkü yazmak adına geldiğim yer de,
kaldığım yer de, gideceğim yer de -biliniyor artık- Dönüş... Ayrıca
sizlerden ayrı kaldığımız günlerde de ben Dönüş'ten hiç uzak düşmedim.
Önce Almanya'nın küçük bir yerleşim birimi Harz ormanlarında, Avrupa Çerkes
Kültür Dernekleri Federasyonu'nun 30 Mayıs-01 Haziran günlerinde
gerçekleştirdiği etkinliklerine katıldım. Ayrıntılarını kendi siteleri
vekaf-fed sitesinde okuyabileceğiniz (http//
kafkasfederasyonu.org/haber/dernekler2009/300509_acdf.htm) etkinliklerde
yeni tanışıklıklar oluştu, tanışanlar hasret giderdi, Anavatandan konuklar
ağırlandı, DÇB başkanı ve kimi yetkililerinin konuşmalarını dinleme
kendileri ile tanışma olanağı bulundu. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden,
kentlerinden yüzlerce kilometreler kat ederek etkinliğe katılanlarla bir
arada olmak benim için de gerçekten büyük bir mutluluktu. Herkesin bildiği
sanı ile Pavarottimiz Cançate Aykut yönetimindeki Guığe grubu konseri,
yılların eskitemediği dayıoğlu Psıblene Faruk ve oğlu sevgili yeğenim
Murat'ı dinlemek ... Üçüncü dalganın ayak seslerini uzaktan değil yakından,
gözleri gönülleri anavatana dönük insanların sadece ayak seslerini değil
yürek atışlarını da duymak, coşkusunu içselleştirmek... Pırıl pırıl
gençleri dinlemek... Gençlerin birçok konuda bizlerden daha donanımlı
olduğunu görmek... anadilde şiirin, -dili çok iyi bilmeyenlerce de- ne
denli sevildiğine, ne denli dinlenmek istendiğine bir kez daha tanık
olmak... Hemi de Avrupa'nın göbeğinde...
Ben iki konuda görüşlerimi paylaştım arkadaşlarla... Dil ve Dönüş.. Her iki
konuşmada da şiir vardı. Anadilde şiir... Şiirin gördüğü ilgi daha önceki
bir konuşmamı anımsattı. Yine dönüşü anlattığım, şiirle başlayıp şiirle
bitirdiğim konuşmamı ben gibi gençlik yıllarından beri derneklerde olan bir
arkadaşım "şiirle dönüş olmaz" diye eleştirmişti. Konuyu 19.08.2006 da CC
deki köşemde dile getirmiş (http/
circassiancanada.com/tr/yorum/nh/035_siirveanavatanadonus.htm) ve Bitsu
Anatole'nin çok sevdiğim şiirini de sunduktan sonra şöyle eklemiştim:
"Evet kimileri belki çok duygusal bulacak bizleri. Kimileri "şiirle dönüş
olmaz" diyenlere hak verecekler. Bizlere "sulugöz" yakıştırmasını yapanlar
da çıkacak belki... Yine de ben, bir duygu, yol gösterici bir sevgi,
anavatan sevgisi, anadil sevgisi, halk sevgisi, insan sevgisi olmayan, şiire
uzak kişilerin anavanda sorun olacaklarından korkarım" İşte bu etkinliklerde
şiir severlerin, yani anavatanda sorun olmayacakların sayısının hiç de az
olmadığını, sayılarının da gittikçe arttığını gördüm, yaşadım, kendimin
değil dönüş yolunda şiiri küçümseyenlerin ne kadar yanıldıklarına bir kez
daha tanık oldum...
Almanya öncesi Ankara Kafkas Derneği'nin Vacit Kadıoğlu başkanlığındaki
seçim öncesi yönetim kurulu ile de görüşmüştüm. Konu elbetteki yine
Anavatandı, dönüştü. Anavatana nasıl daha yakın olunabileceği idi. Anavatana
daha yakın olduğumuzu nasıl gösterebileceğimiz idi... Dernek binasının
gördüğüm düzenlemesi, bayanlarımızın el sanatları kursu, kurs sonrası
kermeslerinin anısı fotoğraflar, geleceğe ilişkin planları, önümüzdeki yıl
anavatana mutlaka bir çalışma gezisi yapacak olmaları... Nartan'ın güzel
anlatımı ile Elbruz'un muhteşem gecesi taşların artık yeniden yerini
bulduğunun ve yönetimin de çok başarılı olduğunun göstergeleri idi.
Yönetimdeki arkadaşların Adıghey Televizyonunun ihtiyacı olan performansı
yüksek iki bilgisayarı hemen toplatmaları, benimle birlikte göndermeleri,
maddi katkıdan daha çok, diasporadaki kardeşlerince anlaşılmış olmaya
sevinen yetkililer karşısında "sulu gözlü" dedirtecek duruma düşmemek kolay
olabilir mı? Bu duyguları yaşatan arkadaşlara buradan yeşekkür edilmez mi?
Çok büyük bir şans . Almanya dönüşü on bir Haziran, Rusya Federasyonu Büyük
Elçiliğinde resepsiyon. Benzer etkinliklerde olduğu gibi
Federasyonumuz elbette
ki davetli. Genel Başkanımız Sayın Cihan Candemir ve Genel Sekreterimiz
Cumhur Bal ile birlikte ben de katılıyorum resepsiyona. Yetkililere
politikamızı anlatıyoruz. Dönüşn sadece bizler için değil RF için de ne
kadar önemli olduğunu anlatıyoruz. RF'nun diğer ülkelerdeki sadece Rusları
değil, Federasyonda yaşayan tüm halkların diasporalarını da kendi insanı
saydıklarını daha bir yansıtmalarını dile getiriyoruz. Dönüş politikasının
RF ile doğup büyüdüğümüz, eğitim gördüğümüz vatandaşı olduğumuz ülkeleri
yakınlaştıracağını, dostluk ilişkilerini geliştireceğini, halkalrımızı
koruyup kollayan bir Rusya Federasyonu'na diasporamızca daha bir sempati
duyulacağını, Güney Osetya ve Abhazya bağımsızlıklarının tanınmasından
sonraki gelişen olayların buna kanıt gösterilebileceğinin altını çiziyoruz.
"Anayasası (68. madde 2 ve 3. fıkraları) ülkede yaşayan tüm halkların
anadillerinin korunup geliştirilmesini garanti ettiğine göre Rusya
Federasyonu, televizyonlarımıza tüm gün ve her yerden izlenme olanakları
sağlamalı" dileklerimiz haklı bulunuyor, haklılığın somut sonuçlar vereceği
umuduyla mutlu oluyoruz.
Evet yeni değil, dönmüş politikasını dostluk, sevgi, karşılıklı anlayış
temeli üzerine yükselttiğimizi hep söyledik. Hiçbir suçlama bizi doğruları
söylememizi, gerçeklerimiz doğrultusunda çaba göstermemeizi engelleyemedi.
Ve de yıllar bizi doğruladı.. Diaspora ülkeleri ile Rusya Federasyonu
arasındaki ekonomik, kültürel, ticari ilişkiler geliştikçe Anavatan
diasporaya, diaspora anavatana daha bir yaklaştı.
Peki siz hiç üzüntü mutluluğunu yaşadınız mı? Yada büyük mutluluklarda
üzüntüyü?.. Olur mu öyle şey demeyin sakın... Oluyor ve anavatanda bunu
hemen hergün yaşıyoruz. Anavatanda katılmak istediğimiz kültürel
etkinliklere yetişememe üzüntüsü aynı zamanda bir mutluluktur. Anavatana
gelen herkesle görüşememe buna zaman ayıramamanın üzüntüsü bir mutluluktur.
İkinci üzüntü mutluluğunu bu yaz sıkça yaşıyor olmamız daha büyük bir
mutluluktur. Ürdünden, İsrail'den, Türkiye'den, Amerika'dan, Suriye'den
birbiri peşi sıra gelenler gelenler.. Mutluluk üzüntüsü mü? Güzel
etkinliklerde, mutuluğun doruğunda bu mutlulukları sizlerle, sevdiklerimizle
paylaşamamanın verdiği yürek burukluğu...
Ve çok büyük bir mutluluk daha PEGASUS.
Geçiş dönemlerinin ilk günlerinde "sabun olmadığından" yakınanlar oldu.
Sadece sabun değil alım gücü olan için herşeyimiz var artık. "Keşke
camilerimiz olsa" diyenler oldu. Hemen her köyümüzde minare görebiliyorsunuz
şimdi. Uçak biletleri gerçekten çok pahalı idi. Çok isteyenleri bile
caydıracak pahalılıkta. İşte PEGASUS fiatların belini kırdı. Artık bir
çoğunuz hafta sonlarını anavatanda geçirebilirsiniz. Geçerliliğini
kaybetmesinden korkmadan oturma izinlerini alabilrsiniz. Teşekkürler
PEGASUS. Teşekkürler Dzıbe Ahmet Demir... Sadece Türkiye Rusya Federasyonu
ilişkilerinin gelişmesine değil, Dönüşe de katkıda bulunuyorsunuz.
Mühim konuları tartışan arkadaşlar size de küçük bir sözüm var: "sabun
yokluğu nasıl gündemden düştüyse, cami yokluğu nasıl gündemden düştüyse,
ziyaretlerin bütçeyi çok sarstığı nasıl gündemden düşüyor ise, tartıştığınız
"mühim konuların"ın gündemden düşmesi de çok uzak değil inanın. Üçüncü
dalganın gümbür, gümbür ayak seslerini artık duyun. Politikaların
doğru-yanlışlığının tek ölçüsünün destekleyan kişi sayısı olmadığı
gerçeğini, kendinizin de bildiği bu gerçeği unutur gibi yapmayın. Halkımıza
karşı samimi iseniz eğer "mühim konuları" anavatanda, anavatan insanı ile
birlikte tartışın... Anavatana, halkımıza yararlı olmanın mutluluğunu
yaşayın....
Адыгэ ЧIыгужъым Иджэпсалъ..
О, сэ къэслъфыгъэ си Лъэпкъ гупс!…
Мары Ори гъогу онэ гъэшIэгъон,
О си лъэпкъ гупсэу, хымэ псэтенэжъ! ..
Мары джыри лъэхъэнэ зэблэкIыгъу,
Урысые Федерацием хэхьэрэ республикэхэр,
Урысые Федерацием, хэхэс Уибынхэр
Ыгурэ, ыпсэрэ хэкужъымкIэ къэгъэзагъэ
Сыкъигъотыжьыным, ифитыныгъэхэр
О тилъапIэ, лъэпкъ унэшъошIхэр!,
Лъэпкъ насып къэгъэзэгъум,
О, хэку пэс адыгэу си Iубыжъый!
IэкIыбы щыIэхэм ятэжъхэр,
Къин мыгъуаер шъулъэгъузэ сыкъэшъуухъумагъ,
Тхыдэм шъуфишIыгъэ пшърылъыр шъумыгъэцакIэмэ,
О, синитIумэ яз хэхэс адыг!,
Къэшъумыгъэзэжьымэ шъузэрэкIодыпэщтыр,
ЧIыгужъыр ары къшъоджэжьырэр,
Шъузэрэитэкъухьагъэм итхьамыкIагъо,
30.10.2008
"AVRUPA PARLAMENTOSU ÇERKES GÜNÜ`NE TAKMAK"
Biraz eskiler anımsayacaktır ünlü sanatçı sayın Şener Şen’in unutulmaz biçimde beyinlerimize çaktığı musluk -isterseniz armatür diye okuyun- reklamını: ''Taktım Artema'ya''.
Ben de sayın Şen’in Artema’ya taktığı gibi “Avrupa Parlamentosu Çerkes Günü”ne mi taktım dersiniz? Doğrusu, “Çerkes Günü”ne bu ilgimi kimilerinin, benim takıntılarıma bağlayabileceğini bilmiyor değilim. Yine de konunun irdelenmesinde yarar görüyorum.
Okuyanlarınız anımsayacaktır bir önceki “dağarcık”ı da bu “gün”e ayırmış ve yazıya ünlü Adige Ozanı Sayın Tıme Seyın’in şu özlü sözleri ile başlamıştım:
Thamıççağuer zeppesıme Zavallılığı benimsersen eğer
Qıpfaşşeştım wıpesıme Beklersen senin için çalışılmasını
Adıghağer mekkuedı Adigelik biter yok olur
Qıdaferer psekkuedı Günahı da sana kalır
Bununla da kendimce bu “gün”ü büyük bir başarı görenlerin “zavallılığı benimsemiş“ olabileceklerini sezinletmek istemiştim. Yine aynı yazımda Kaf-Fed sitesinin haberleri çarpıttığı eleştirisini getirmiştim. Bakın o günden bugüne beni doğrulayan neler oldu:
Sayın Cengiz Gül, “Marje” ve “Çerkes Platformu”nda, içeriği, konuyla ilgilenenlerin bilmek öğrenmek istediklerine teğet bile geçmeyen, “Gün”de neler söylendiği, bizler için ne gibi olumlu kararlar alınmasının sağlandığı gibi içerikten çok uzak öyküsünü anlattı. Sayın Gül, ne Avrupa Parlamenterlerine anlatılan sorunlarımızın neler olduğundan söz etmişti ne de AB’den isteklerimizden. Euroxase’ye bol kepçeden teşekkür için Avrupa Parlamentosu'nda kendilerinin Şeşen gösterisi yapması olanağının sağlanmış olmasını yeterli bulmuştu anlaşılan. Özetle, “Gün”ün çok yararlı olduğuna, önemli adımlar atıldığına inanmamız için yazıda, sayın Gül’ün sözlerine güvenmek dışında bir dayanak sunulmamıştı biz konuyla ilgilenenlere.
Bu arada bir önceki yazımda konu ettiğim ve yeniden okumak istediğim haberleri Kaf-Fed sitesinde aradım, ancak bulamadım. “Avrupa Parlamentosu Çerkes Günü”ne ilişkin bu haberlerin site yönetimince arşive alınacak kadar önemsenmemiş olabilir mi diye düşündüm ve şaşa kaldım.
Ancak sitede, içeriğinde “Gün”e ilişkin daha somut verileri bulabileceğimi çağrıştıran, yeni bir haber başlığı vardı:
“Avrupa Parlamentosu'nda "Çerkes Günü" Sonuç Bildirgesi 14Ekim 2008”
Çok sevindim. “Sonuç Bildirisi” bilindiği gibi etkinliğe katılanların üzerinde anlaştıkları asgari müşterekleri kapsar. Demek ki nihayet, Avrupa Parlamenterlerinin konumuza ilişkin görüşlerini, en azından asgari kabullerini okuyabileceğim bir metin yakalamıştım. Ancak o da ne? Başlığın altında AP’nda çekilmiş bayraklı fotoğrafın hemen altında ilk başlıkla taban tabana ters bir başlık daha:
“BASIN AÇIKLAMASI” Metnin sonunda da “AVRUPALI ÇERKESLER FEDERASYONU” İmzası. Anlaşılan olay yine çarpıtılmış, düzenleyiciler görüşlerini, parlamenterlerin de görüşüymüş gibi algılamamızı istemişlerdi.
Yine de beni asıl şaşırtan AP’de çekilen toplu fotoğraf oldu.
Demek ki, Avrupalı Çerkesler Federasyonu da DÇB ve DÇB kurucu üyesi Avrupa Çerkes Dernekleri Federasyonu gibi Çerkes’i Adige ve Abhazların ortak adı olarak algılıyordu ki fotoğrafta sadece Abhaz ve Adige bayraklarına yer verilmişti. Buna hem çok sevinmiş hem de çok üzülmüştüm. Evet çok üzülmüştüm. İzleyenler anımsayacaktır, üç yıl öncesi birinci “Çerkes Günü”nün hazırlık aşamasında ayrı düşmemizin asıl nedeni arkadaşların Çerkes sözcüğüne tüm otokton Kuzey Kafkasyalı halkları kapsatması bizlerin de en geniş tanımı ile ancak Adige ve Abhazların kapsatılabileceği görüşünde oluşumuz idi. Adige ve Abhaz halklarının köken birliği yanında sorunlarının da aynı oluşu bu algılamayı gerekli kılıyordu. Bu temel anlaşmazlık noktamıza Avrupalı Çerkesler Federasyonu fotoğraftaki gibi yaklaşsaydı, arkadaşlarımızın üyesi bulundukları federasyondan ayrılmalarına gerek kalmayacak, “Çerkes Günleri”ni Adige Cumhuriyetlerinin de katkıları ile adına yaraşır bir içerikle düzenleyebilecektik.
Çok sevinmemin nedeni de fotoğrafın, yanlıştan dönülebileceğinin ilk belirtisi olarak değerlendirilebileceği umudu...
Derken CC ana sayfasında sevgili Azmi’nin, Azmi Berberoğlu’nun olaya ilişkin iyimser değerlendirmesini okudum. Sayın Berberoğlu ile önce CC'da tanışmış, sonra da Abhazya’da Dünya Abhaz Abazin Birliği’nin düzenlemiş olduğu “Bağımsızlığı Destek Mitingi”nde konferans salonunda, yemekte yan yana oturmuştuk. Frekanslarımız tutmuştu. Birbirimize saygı duyduk. Ancak üzülerek söyleyeyim ki, sevgili Azmi’nin iyimser yazısı da kafalardaki soruların yanıtı değildi.
Soruların kimileri mi?
- Bu günlerin gerçek formatı nedir. AP programında nasıl yer alır?
- Çerkeslerin sorunları olarak sunulan sorunlar nelerdir?
- Çerkesler adına AP’nda ne gibi isteklerde bulunulmuştur?
- Abhazya’nın öncelikleri ile Adigelerin öncelikleri nasıl vurgulanmıştır?
- İki halk aynı gün birlikte bayrak dalgalandırabildiğine, birbirlerinin bayrağını taşıyabildiğine göre ve bir araya gelinmişken Abhazya yetkililerine Abhazya Vatandaşlık Yasası’nın ne denli yanlış olduğu en kısa sürede Adigeleri de kapsar şekilde düzeltilmesi gerektiği anlatılmış mıdır?
...gibi, gibi.
Beni tanıyanlar, yazılarımı izleyenler, DÇB Genel Sekreteri olarak UNPO üyeliği yazışmalarını yapmış olmama, o yıllardaki başkanımız sayın Şhalaxhue Abu ile birlikte örgütün Estonya’daki bölgesel toplantısına katılmış olmama ve tüm bu umutvar “Çerkes Günü” anlatımlara karşın AP’na da AB’ne de pek güvenmediğimi, “Günlerin” çok ciddiye alınmaması görüşünde olduğumu bilirler. Kakasfaderasyonu.org sitesinden aldığımız aşağıdaki haber de bu konularda ne denli haklı olduğumu kanıtlar sanırım.

AB Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarını tanımıyor
16 Ekim 2008
|
|
|
Avrupa Komisyonu Başkanı "Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıkları kabul edilemez" dedi. |
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso; Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili ile görüşmesinden sonra yapmış olduğu açıklamada, Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarının kabul edilemez olduğunu belirtti.
Jose Manuel Barroso "Bizler 1 Eylül tarihindeki pozisyonumuzu koruyoruz. Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıkları kabul edilemez. Biz bu bölgeleri Gürcistan'ın ayrılmaz parçası olarak görüyoruz." dedi.
Jose Manuel Barroso "Avrupa Birliği, Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarını tanımadığı gibi Gürcistan'ın toprak bütünlüğünün bir parçası olarak görüyor" vurgulamasında bulundu.
Kaynak:
www.regnum.ru
www.abhazyam.com”

Sonuç mu?
Bizce batının bizlere verdiği önem, Rusya Federasyonu’nu karıştırabilme potansiyel gücümüzle doğru orantılıdır. Paradigması bu olan Batı. Paradigması farklı olanların ya da Batı’nın neyi niçin yaptığının bilincinde olmayanların anlamakta zorlanacakları eylem ve söylemlerde bulunur.
Batı, anavatan Adigelerinin nihai amacının “Rusya Federasyonu ile birlikte daha özgür bir yaşam” olduğunu bildiği için anavatan Adigelerinin gıyabında güya onların sorunlarını tartışır. “Gün”e de Rusya karşıtı oldukları bilinen diaspora Adigelerini konuşmacı olarak çağırır.
Güney Osetya için öncelikleri elbette ki Cumhuriyet’in Gürcistan içinde kalmasını sağlamaktır. Ancak bunun pek mümkün görünmediği için Kuzey Osetya ile birleşmesini yani Rusya Federasyonu’na katılmasını uygun görür. Çünkü etkileyebildiklerinde, iki Osetyayı kapsayan Alan Cumhuriyeti üzerinden Rusya Federasyonu’nu rahatsız edebilme olasılığı Küçücük Güney Osetya üzerinden rahatsız edebilme olasılığından çok daha büyüktür.
Abhazya için öncelikleri de Abhazya’nın, taraflara kabul ettirilebilecek bir statü ile Gürcistan içinde kalmasını sağlamaktır. Ancak tren kaçmıştır. O halde şimdi aslolan Abhazya’nın Rusya Federasyonu etki alanından kurtarılmasıdır. Bunun da kanıtı Adige dilini ne ölçüde bildiği kuşkulu, sayın Obama’nın Kafkasya danışmanı John Colarusso’nun Kaf-Fed sitesinden aldığımız ve bir önceki yazımda aktardığımız sözleridir.
İşte olaylar bu paradigma ile irdelenmediği sürece “Çerkes Günü”ne bilim dünyasının Çerkes bildiği Adigelerin değil de kendilerini Çerkes saymayan ve Abhaz soy adı almayan Adigelere, Abhazya vatandaşı olabilme kolaylığı sağlamayan Abhaz yetkililerin çağrılmış ve özel görüşmeler yapılmış olmasının nedeni bir türlü anlaşılamayacaktır...
Olayları, bir başkasının çıkar gözlüğü ile değil de kendi halkımızın çıkar gölüğü ile görebilenlerin hızla arttığı umudumuzu yineleyelim ve yazıyı sevgili Kuban’a özenti bir son sözle, “zavallılığı benimseyenler”e uyarı anlamında bir Adige atasözü ile noktalayalım:
Son söz: İki kez aynı kuyuya düşen kişi kördür.
Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
14.10.2008
ZAVALLIGI BENIMSERSEN EGER''
Dr. MESFESSU Necdet Hatam
.........
.........
Thamiççaguer zeppesime
Qipfassestim wipesime
Adighager mekkuedi
Qidaferer psekkuedi
Zavalliligi benimsersen eger
Beklersen senin için çalisilmasini
Adigelik biter yok olur
Günahi da sana kalir
Time Seyin
Time Seyin, Sefer Berzeg sayesinde tanidigim ve çok önemsedigim, çok saygi duydugum bir ozanimiz. Çerkes Teavün Cemiyeti kadrosundan. Bir dönem gazetesi sorumlusu. Adigeler olarak psikolojik yapimizi tel tel çözümlemis ve bunu siirlerine yansitabilmis büyük Adige ozani. Sayin Berzeg, kimi ünlü ozanlarimizin birer siirini aldigi ve Xegegui Guipsis (Vatan Düsüncesi) adi ile yayimladigi küçücük kitaba Time’nin çok büyük bir siirini sigdirabilmisti: Thawsix- Agit.
Üniversite sinavlarina girmek için Anakara’ya gittigim 1967 yilinda görmüstüm Kube Saban’in Latin temelli alfabesi ile yazilmis kitapçigi. Time’nin beni esir alan siiri de o gün bu gündür ezberimdedir. Adighabze bilip de dinlettiklerim arasinda siire ve yazarina hayran olmayan da çikmadi bu güne kadar.
Kaf-Fed sitesindeki kimi haberler, haberlerin sunulusu, kimi gerçeklerin saklanmasi, çarpitilmasi, konusulanlarin olaylarin ciddiyetinden çok ama çok uzak olusu, bana büyük ozanimizin yukaridaki dizelerini animsatti. Ancak, sadece zavallilik kabulünün sinmisligi degildi haberlere yansiyan ya da haberlerle yansitilmak istenen. Kimi haberlerde gerçekler de çarpitilmisti.
Kanit mi?
Çok...
Iste Kaf-Fed web sayfasindaki haber basliklarindan biri:
Avrupa Parlamentosu'nda "Çerkes Günü" düzenlendi 07.10.2008
Önce altini çizelim. Haber gerçek disi. Haber çarpitma.
Anavatandaki Çerkeslerin katkisinin saglanmadigi bir gün “Çerkes Günü” olamaz da ondan. Daha önce de bu konuda sorumlulari uyardik. Bu güne verilebilecek en genis kapsamli ad eger diger ülke dernekleri karsi degilse, “Diasporik Çerkesler Günü” olabilir.
Sizlerin de dogru bulacaginizi umdugum bu yaklasim; birinci günden beri Kaf-Fed yetkililerine anlatilmasina, sanal ortama tasinmasina ve Adigey ziyareti sirasinda sayin Cem Özdemir’e dogrudan iletilmesine karsin çarpitmada israr ediliyor ve Kaf-Fed sitesi de buna katkida bulunuyor, ben de anlamakta zorlaniyorum.
Habere yansidigi kadari ile konusma içerikleri -konusmalarin tam metinleri yayinlanirsa konuya yeniden dönebiliriz- zavalliligin kabullenilisi ötesinde Çerkeslerle alay olarak da algilanmali bence. Neden mi?
Rusya Federasyonu’nun, neredeyse tüm dünyayi karsisina alarak Abhazya ve Güney Osetya’nin bagimsizligini tanidigi bir zaman diliminde, yine sitenin bir haberinden ABD Demokrat Parti Baskan Adayi Barak Obama’nin Kafkasya Danismani (breh, breh, breh sayin zata iliskin sitemizdeki elestiriyi okuyun lütfen) oldugunu ögrendigimiz Prof. John Colaruso bizlerle alay eder gibi bakin neler söylemis ve söylenenler habere nasil yansitilmis:
“Programin konusmacilarindan olan Kanada McMaster Üniversitesi Antoloji ve Dil Bilimleri Departmani'ndan John Colarusso, Çerkeslerin geçmisinden ve dil yapisindan bahsederek, Çerkeslerin toplumsal yapilari hakkinda bilgiler verdi. Çerkeslerin özelliklerini maddeler halinde dile getiren John Colarusso, Çerkes toplumsal yapilarinda yaslilarin ve kadinlarin çok önemli roller oynadigina dikkat çekerek, kadinlarin kan davalarini basörtülerini ve sallarini yere atarak durdurabildiklerini ifade etti. John Colarusso, "Çerkes toplumu eglenmeyi ve oynamasini çok sever. Bunun yaninda Çerkesler çok misafirperverdirler ve misafirin zenginligine ve fakirligine bakilmadan karinlari doyurulur ve güvenlikleri saglanir. Bunun yaninda Çerkes toplumunda sütkardesligi anlayisi ise oldukça yaygindir." dedi.”
Iste siz de artik biliyorsunuz sayin Colarusso’nun Avrupali parlamenterlere Kafkasya danismanina yakisir tümcelerle tanittigini. Sayin Colarusso, “Çerkeslerin hapishanesi olmayan bir halk oldugunu, ati da ehlilestirdiklerini eklese idi konusma dört dörtlük olacak, parlamenterleri haklarimizi savunma konusunda belki harekete geçiremeyecek ancak eminim ki “zavalliligi benimseyenlerin” yüreklerine daha bir yag olacakti.
Ancak bilindigi gibi yer ve zaman iyi seçilmez ise en güzel sözler ve övgüler de övülen kisiyle, övülen halkla alay etmek anlamina geldigi için, “Kafkasya Danismani” Çerkeslerle alay etmistir. Sayin Time yüz yil öncesinden zavalliligi benimsemeyin uyarisinda bulunmus olmasina karsin “günü” düzenleyenler zavalliligi benimsemis olmalilar ki bu tanitimdan mutluluk duymuslardir.
Yine ayni web sayfasindaki bir baska haber Prof. John Colarusso’nun asil derdinin Rusya’nin “yatirimlar için akilli bir biçimde hazir duruma getirdigi”, “küçük ancak güçlü bir potansiyeli olan Abhazya'yi”, “sadece Rusya'nin parasal gücüne birakilmamak”, "Bati tarafina çekebilmek” oldugunu, kendi sözleri ve tüm çiplakligi ile ortaya koymustur. Sayin Obama’nin Kafkasya Danismani, bizim ileri görüslülerimizin (!) aksine, Güney Osetya’nin kuzeydeki kardesleri ile birlesme olasiligindan, yani Güney Osetya’nin Rusya Federasyonu’na katilabilecek olmasindan endise duymuyor: “Güney Osetya ise diger bir tarih olayidir. Kuzey ve Güney Osetya'yi birlestirerek "Alan Cumhuriyeti" -yani sayin danisman sadece Güney Osetya'yi “Bati tarafina çekmeyi” az buluyor-, “hele bir birlessinler biz yapacagimizi yapariz” demeye getiriyor.
“Bundan iki yil önce düzenlenmeye baslayan Çerkes Günü, bu yil 3. kez düzenlendi. Daha önce Avrupa Parlamentosu bahçesinde çesitli etkinlikler kutlanan Çerkes günlerinin 3.'sü Avrupa Parlamentosu'nda gerçeklestirildi.”
Kisi zavalliligi benimsemisse görün bakin neler olur...
Çerkes Günü”nün ilk ikisinde Avrupa Parlamentosu’nun bahçesinde danslarini sergilemeyi büyük mutluluk sayar, günlerin üçüncüsünde Çerkeslerin parlamento salonuna alinmasini saglayan sayin Özdemir’in karsisinda takla atar. Sinif atlama derecesindeki bu çok önemli gelisme, bahçeden salona terfi edis Çerkes milletvekilinin sözlerine söyle yansir:
"Bundan iki sene önce basladigimizda herhalde kimse düsünemezdi bu isin buraya gelebilecegini." dedi. 2 yilda çok yol aldiklarini belirten Özdemir, "Bugün 3. Çerkes Günü'nü gerçeklestiriyoruz Avrupa Parlamentosu'nda bundan 2 sene önce basladigimizda herhalde hiç kimse düsünemezdi bu isin Avrupa Parlamentosu'nda gerçeklestirilecegini. Abhaz dili basta olmak üzere bölgede kullanilan diger dillerde de burada vatandaslara hitap edildi. Bu güzel kaybolmakta olan kültürlerin ileriki kusaklara tasinmasi için ufakta olsa katkida bulunmaya çalisiyoruz. Bir çiçek bahçesi düsünün bu çiçek bahçesinden bazi çiçekler soluyor ve kayboluyor. Keske böyle olmasa ve bütün kültürler yeni kusaklara tasinabilse. Bugün buraya gelen insanlar üzerlerine düsen görevleri yerlerine getiriyorlar. Dilerim bu kültürler dünyadan kaybolmazlar." dedi.
"Programda elbette güncel konulari da isleyecegiz. Savaslari ele alacagiz. "Abhazya'nin gelecegi ne olacak?" Avrupa Parlamentosu'ndaki milletvekili arkadaslarla burada Abhazya Cumhuriyeti'nden gelen arkadaslarla tartisacaklar; burada konusacaklar. Burada bir ilke de imza atmis olacagiz. Hep Gürcülerle konusuldu. Abhazyalilarla hiç konusulmadi. Bugün bu konuda bir ilke de imza atmis olacagiz."
Haydi Sezar'in hakkini Sezar’a verelim, “Çerkes Günü”nün tek olumlu yanini, Abhazya Cumhuriyeti temsilcilerinin görüslerini Avrupali parlamenterlere iletebilmis olmalarini görmezden gelmeyelim. Bununla birlikte bir Çerkes parlamenterin üyesi bulundugu parlamentoda Abhazya ve Güney Osetya’nin bagimsizliklarinin taninmasi çagrisinda bulunamayisinin içtenlikle bagdasmadiginin bilincinde olalim.
Haberi okumayi sürdürelim: “ (...) konusmasinda Çerkeslerin tarihinden bahsederek yasadiklari acilari ve soykirimi anlatti. Ruslarin Çerkeslerin tarihinde çok önemli bir yeri oldugunu anlatan Sefer Berzeg, Ruslarin Çerkesleri yurtlarindan sürdügünü ve bu sürgün sirasinda binlerce Çerkes'in açliktan ve hastaliktan hayatlarini kaybettiklerini ifade etti. Yerlerinden ve yurtlarindan edilen Çerkesleri Osmanli Devleti'nin kabul ettigini ifade eden Berzeg, "Yerlerinden ve yurtlarindan kovulan Çerkesler Osmanli Devleti'ne gelmislerdir ve beraberlerinde bir takim sikintilari da getirmislerdir. Osmanli Devleti'nin hasta adam olarak anildigi dönemde gelen Çerkesler ayni zamanda Osmanli Devleti'ne önemli katkilar saglamislar ve Çerkes komutanlari Osmanli ordularinda önemli yerlere yükselmislerdir. Tarih sahnesinde birçok acilar yasayan Çerkesler anayurtlarina dönmekten hiçbir zaman vazgeçmemislerdir. Çerkesler hayalini kurduklari anayurda dönme düsüncelerinden geçmiste vazgeçmedikleri gibi bugün de bu düsüncelerinden vazgeçmemislerdir." “ diyen hukukçu ve yazar Sefer Berzeg çok iyi bildigi konulari es geçerek olayi çarpitmistir. Sizce Sayin Berzeg, Çerkes Beylerini Ruslarla askeri-politik anlasma yapmak zorunda birakanlarin Osmanli destekli Tatar akinlari oldugunu bilmiyor olabilir mi? Peki, Çarlik Rusya’sinin insansiz bir Kuzey Bati Kafkasya’yi amaçladigi dönemde Osmanli’nin bu cografyadaki insana ihtiyaci oldugunu, Osmanlilar ile Rusya’nin iki kez göç anlasmasi yaptiklarini, Osmanlilarin tesviki ile silaha sarilan Abhazlarin 1878 yilinda çekilen Osmanli ordusu ile birlikte ülkeyi kitle halinde terk ettiklerini bilmiyor olabilir mi? Olamaz çünkü biz son bilgileri sayin arastirmacinin yazilarindan edindik.
Aslinda benzer oyalamalar daha önce de yasanmisti. Çarlik Rusya'si-Kafkasya savaslari sirasinda da Çerkesler Bati'dan medet ummus yardim saglamak amaci ile Ingiltere’ye elçi göndermislerdi. O günlerde de simdi oldugu gibi heyet hükümet üyelerince muhatap alinmamis, Kafkasya’ya destek amaci ile kurulmus olan derneklerin kendileri için hazirladigi metin parlamentoda okunmustu. Ancak asil ilginç olani hükümete iletilenleri iki maddesi idi:
- Kafkas heyetinin Ingiliz gemileri ile Rus Deniz devriyelerinden zarar görmeden ülkelerine dönmesi hususunun saglanmasi.
- Sayet Kafkasya cephesi çökerse, Kafkasyalilarin arzu ettikleri yerlere göç etme kolayliklarinin saglanmasi (1)
Bu söylenenler isiginda Adigelerin % 90’a yakin kesimin vatansiz kalisi, sadece, 1864'de Çar’in yayimladigi kararname ile açiklanabilir mi? Birlesik Kafkasya savunucularini çok iyi tanidigi Merhum Osman Çelik’in “Ingiltere’nin sözden öteye geçmeyen vaatleri bir ise yaramadi. Karadeniz’in karanlik ufuklarini gözleyen Kafkasyalilari gerçek olmayan hayallerle pesinde sürükledigi için, iyilik yerine aksine kötülük etmis oldu.” gerçekçi degerlendirmesini çok iyi bilmesine karsin sayin Berzeg’in geçmisin oyununu sürdürmesi, hem de olaylari çarpitarak sürdürmesi biraz ayip olmuyor mu?
19.09.2008
|
AVRUPA PARLAMENTOSU ÇERKES GÜNÜ
|
| |
| Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam |
|
.........
|
|
.........
|
Kaf-Kur olarak gerçekleştirdiğimiz dernekler arası toplantılardan birinde, yaptığım açış konuşmasında, gelecek kuşakların içinde yaşadığımız çağı “Hızlı Değişim Çağı” adıyla anabileceklerini dile getirmiştim.
Evet başka bir çok konuda olduğu gibi politik konularda da söylenenlerin yapılanların doğru yanlışlığını görebilmek için on yıllar beklemek gerekmiyor artık. Her gün her saat hep birlikte görüyor yaşıyoruz. Tüm bunlara karşın ilginçtir, bizlerdeki “balık hafızası” pek değişmiyor. Yanlış ata oynayanlarımızın hiç biri “yanıldık” demedikleri gibi olayları izleyenlerin bilenlerin hiçbiri de yanılanlara yanılgılarını anımsatmıyorlar. Bu da öngörüleri gerçekleşmeyenlerin yeni konumlarını daha önce de hep savunmuşlarmış gibi kostaklanarak gezinmelerini sağlıyor.
Bense, mutlu sonla biten şu acı olayın, Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırısının gerçekleştiği günden beri AP Çerkes Günü kahramanlarını izliyorum. Hani eşsiz danslarımız eşliğinde sorunlarımızın AB’ye anlatılabileceğini umanları... Kuruluşundan beri DÇB’nin kurucu üyesi Avrupa Çerkes Kültür Dernekleri Federasyonu’nu dışlayabileceği sanısı ile, yeni kuruluş Euro Xase’yi destekleyen yine DÇB kurucu üyesi Kaf-Fed’i. Kaf-Fed desteklerse dağları da yıkabileceklerini sananları. Güne ilişkin beklentilerin, yanlış olduğunu dile getirenleri nedeyse ihanetle suçlamaya kalkanları... Olayın çok önemli olmadığını düşünenleri “çıkıntı” olarak niteleyen kendi halinde şairimizi... Eleştirilenleri çok ciddi şekilde korumaya alanları... Nick’le bizlere küfürnameler yazanları... Özellikle de AP Çerkes Günü konuşmasında sürgününün İkinci Dünya Savaşı'nın bir sonucu olduğunu dile getirdiği sanal orama yansıyan sayın milletvekilini... Rusya Federasyonu karşıtı söylemlerle AB’nin desteğini alabilecekleri ham hayalini kuranları... Daha başkalarını...
Gerçekten, düzenledikleri Çerkes Günleri ile, sorunlarımızı Avrupa Parlamentosu’na anlatabildiklerini sanan bu kurumlarımız, bu arkadaşlar neden AB’ye başvurmuyor, neden Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınmasını istemiyorlar? Halbuki, Rusya Federasyonu ilişkilerini, enerji politikası üzerine inşa eden AB ülkeleri için konjonktür de pek uygun gibi. AB ülkelerinin bir taşla iki kuş vurmaları mümkün görünüyor. Öyle ya, sekiz Ağustos öncesi bizlere vereceği destek RF’nu kızdırabilecekken şimdi böyle bir destek Rusya Federasyonu’nun büyük takdirini kazanacak bu da kendileri için daha uygun koşullarda enerji anlaşmaları yapmalarına kapı açacaktır...
Evet artık çok iyi biliniyor ki Batılı Ülkeler, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımayacak. Dahası elindeki kozları Gürcistan lehine kullanıyor, kullanacak. Gücü oranında RF’nu geri adım atmaya zorladı, zorlayacak genel politikası ile örtüşmeyen konularda bizleri görmezdan geldi, gelecek Yok saydı, sayacak. Aleyhimize eylemlerde bulundu, bulunacak... ... Bizleri de ancak, Rusya Federasyonu’nu karıştırabilme potansiyelimiz ölçüsünde destekleyeceklerdir.
Durum bu iken, Ekim ayında planlanan AP Çerkes gününde, halkımız için bedel ödemeye hazır olanlarımızın AP üyelerine “Çerkesler” adına neler söylemeyi düşündüklerini doğrusu merak etmiyor değilim. Kim bilir politik duruşlarından dolayı belki de AB’yi kutlayacak birlikte dans edeceklerdir. Belki de birlikte, daha önceki Abhazya saldırısında taş üstünde taş bırakmayan, kütüphane, müze gibi kültürel kurumları yağmalayan, Güney Osetya’nın küçük bir kasabasına sivil hedefli saldırı düzenleyen Gürcistan’ı, saldırırken bile “orantılı güç” kullandığı için takdir edecek, Rusya Federasyonu’nu da kullandığı “orantısız güç” için kınayacaklardır.
Kim bilir belki de parlamento nezdinde AB ülkelerini kınayacak, danslarımızın bağımsızlığın tanınmasını kutlama amaçlı olduğunu dile getireceklerdir. Bu kez de iki ay susanların bu sitemlerinde ciddi olduklarına parlamenterleri inandırmak güç olacaktır.
Peki bu aşamada, bağımsız devlet olmak için bedel ödemeye hazır olmalarına karşın, bedel ödeme önceliğini hep anavatandakilere bırakma inceliğini gösterenlerin ne yapmaları gerekir dersiniz? Çözüm önermeyen salt eleştiri, tarzım olmadığı için, kızıp saldırmalarını göze alarak önerilerde bulunayım:
1- AP Çerkes Günü'ne öncekilerden daha yoğun biçimde katılınır. Dans edilmez. Son olaylara yaklaşımımız anlatılır. “Rusya ile savaşma kahramanlığını” başkalarına bıraktığımız, bizlerin Rusya Federasyonu ile birlikte yürüyeceğimiz, kiminle birlikte olacakları kararının, o coğrafyada yaşayanların hakkı olduğu vurgulanır. Abhazya ve Güney Osetya’yı Gürcistan saldırılarından koruyan ve bağımsızlıklarını destekleyen Rusya Federasyonu’na teşekkür edilir. Tek kutuplu değil, çok kutuplu bir dünyanın AB ülkeleri için de daha yaşanılası olduğunun altı çizilir.
2- İçeriği yukarıda verilen konuşmalara ek olarak danslarımız coşku ile sergilenir. Dansların finalinde elemanların her biri göğüslerinden Abhazya ve Güney Osetya bayrakları ile birlikte bağımsızlıkları tanıyan ülkelerin bayraklarını da çıkartır coşkuyla yükseltirler. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıyan her ülkenin bayrağını böyle dalgalandırılacağı mesajı verilir.
3- Yukarıdaki önerilerden biri yapılamayacaksa eğer, AP Çerkes Günü’ne gidilmez, protesto edilir AP’ye gönderilecek protesto metni kamuya da açıklanır. Tüm sitelerde bu arada “Bağımsızlık, Demokrasi, Özgürlük ve Birlik için” çıkan bağımsızlık ve demokrasiyi hangi ülke ya da ülkeler, özgürlük ve birliği hangi halk ya da halklar için amaçladıklarını bir türlü açıklatamadığımız “Jineps”te de yayımlanır...
Sanırım daha önemlisi şu “hızlı değişim çağında”, “balık hafızası”na sahip olanlarımızın bu hafızalarını, dünü anımsayan, bugünü unutmayan, bilinçli bir insan hafızası ile değiştirmeleridir. Çünkü “balık hafızası” temeli gelecek kurgusunun sonucu yine hüsran olacaktır. Özetle artık artık ezberler bozulmalı, gerçeklere uyanmalı ve gelecek bu gerçeklerimiz üzerine kurgulanmalıdır.
Bir düşünsek mi, ne dersiniz? |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|